19 Kasım 2012 Pazartesi


keşke ben de haibane  olsam..


8 Kasım 2012 Perşembe

 
 
burası soğuk,yarın montumu giymeliyim sanırım,bügün oldukça üşüdüm..sınıf da soğuktu.bugün ilacımı geç içtiğimden ya da  başka nedenden dolayı bilmiyorum kendimi oldukça zayıf hissettim,hani şu  depresif,sosyal fobik halim var ya ,öyleydim işte..natsume, öyle işte..anlatmalı mı böyle şeyleri,yazmalı mıyım buraya bilmiyorum..her yerden çok uzakta yı bitirdim bu arada.beklentim altında kaldı kitap,ama yine  de güzeldi..ne güzel sözcük birleşimi bu arada kitabın adı..
şu an evimde olmak isterdim.sadece yatağımda yorganı üstüme çekip ,sessizce ağlamak için.ağlamaya da çokça ihtiyacım var..dinlediğim parçaları eskitmişim sanırım,sıkıcı gelmeye başladı çoğu.bir de yarın sınavım var,sabah çalışmayı düşünüyorum,yurda gidince uyurum..lise sonda da hep uyurdum,uyanmayı istemezdim,rahatlamak için intihar ediş anımı hayal ederdim.sonra,tabi ki hiçbir şey yapamadım..ne kendime ne de boktan hayatıma..ilacı iç sabah tok karnına,bir şeyleri değiştirmek değil de benim yaptığım ,çoğu şeyi kendime geri gömmek.sonra da arada sırada gözlerin hafiften dolması işte..

bu aralar ara sıra düşüyor olduğumu hissediyorum.bir ara anterrabae gibi düştüğümü düşünürdüm.geçenlerde haibane renmei yi izledim.orda rakka vardı..belki bir gün onun gibi düştüğümü hissederim,süzülür gibi..


bu parçayı paylaşmak istedim..


7 Ekim 2012 Pazar

yeni şeyler..etrafındakileri öğrenmeye çalışan,yadırgayan ben,yabancı  kimseler,yüzeysel  konuşmalar,güzel,çok güzel bir kampüs,giremediğim internet,uzak kaldığım anime ve manga,hiç değişmeyen şeyler;önemli şeyleri başkasına anlattığında hissettiğin pişmanlık ya da  romantik ilişkiden çok uzakta olmak gibi...kendine dönmeye çalışmak ama pek becerememek  ve  çoğu şeyi hala beceremediğini fark etmek..bir de  otobüste tanıştığın biriyle  hiç gitmediğin kızılay a gitmek ve biraz dolaşmak..

21 Eylül 2012 Cuma

haftaya başka şehirde olacağım ve oraya alışmaya çalışacağım.yatağımı da özleyeceğim..tedirgin hissedeceğim kendimi pekçok kere,ama yine de bir şekilde o şehirde  yaşamaya  devam edeceğim.üç-dört hafta geçtikten sonra bayram tatili nedeniyle  eve geleceğim.beni kimsenin karşılamasını istemeyeceğim.anahtarım yanında olacak.kapıyı kendi anahtarımla açacağım.ve hissetmek istemediğim başka bir his..kendi evime,odama,yatağıma bile  yabancılaşma..aitlik karmaşası..

bugün  dışarı çıkmıştım,ilkokulun yakınından geçiyordum.istikrar marşı okunuyordu.kaldırımda birkaç kişi saygı  duruşunda  marşın bitmesini bekledi.ben ise yürüdüm,beklemeden  bir şeylerin bitmesini.hiçbir şey hissetmeden.acaba  marşı duyunca  saygıda bulunanlar neler hissediyor ki.ben milliyetçi biri değilim.küçükken de öyleydim.seçemediğim ,seçmediğim  şeylere aşırı bağlılık duymak tuhaf doğrusu..

trt de yayınlanan  taciri izlemeyi bitirdim bu arada.bağımlılık yapan kore dizilerindeki bayık sahnelerin tarihi kore dizilerinde olmaması onları daha bir izlenesi yapıyor açıkçası..tabi bu, dizideki saçma yerleri görmezden gelmemi engellemiyor.
mesela ilk birkaç bölümde sang ok  takdir edilesi bir şeyi  her yaptığında  patronu tarafından  hadi anlat bakalım nasıl başardın lafını duyması ve ayrıntılı biçimde anlatırken  zekasına övgüler düzülmesini beklemesi buna rağmen alçakgönüllü görünebilmesi...
Park Da Nyung un on kaplan gücündeki koruması..
birbirininden hoşlanan insanların karşılıklı değil de yanyana durmaları ve uzaklara bakarak konuşmaları..yeşilçam filmlerini hatırlattı.birkaç şey daha vardı ama hatırlayamadım.neyse yine de güzel diziydi.


bu arada blogspot un yeni arayüzüne (daha doğrusu ben yeni geçtim) alışamadım bir türlü..resim yükleme falan daha bi kolay olmuş ama..

trt de yeni dizi başlamıştı şubat diye.ilk bölümün birazını izlemiştim.şubatı,onun gibi olanları sevdim,hatta fantastik bir yanı bile olmuş dizinin onlarla birlikte.ama  zengin kız karakteri ve onun arkadaşları,ailesi yapay duruyor.zaten o karakterler yüzünden yarısını ancak izleyebildim dizinin.


20 Eylül 2012 Perşembe





" neden farklı geliyorsun bana?neden sana uyuyorum böyle?"






"bir an çok özel göründü bana.Arima özel göründü."





kare kano dan..

15 Eylül 2012 Cumartesi

nasılsın natsume..ben,nasıl olduğumu pek bilmiyorum ,bütün gün ne yaptığımı da aslında.epeyce uyuyorum,bir şeyler yedikten sonra nette dolaşıyorum sonra tekrardan uyuyorum.evet,oldukça pasif halde geçirilen bir gün..ama yine de geçiyor işte.yalnız,hissiz geçirdiğim bir günün daha bittiğini düşünmek iyi hissettiriyor ..
papini nin kaçan ayna adlı öykü kitabı vardı.güzeldi kitap.arasıra oradaki bir öykü gelir aklıma.bütün isteklerinden kendini arındırıp,ölmeye çalışan biri hakkındaydı sanırım öykü..bu arada bir hafta oluyor rüzgarın adını bitireli.ikinci kitaba önceden bahsettiğim sebepten ötürü başlayamadım..bu sene anime izleyemeyeceğim,manga da okuyamayacağım.bilgisayarsız kalacak olmanın sonuçları..ara verdiğim şeyi yapayım ben de.bol bol roman okurum.güzel bir liste oluşturmalı ,okumak istediğim oldukça çok kitap birikmişti.onlarla vakit geçiririm ..h.hesse ,sartre,camus,kafka,dostoyevski,ursula k.le guin,h. murakami.. oldukça çokmuş.bir de john fowles ile kosinski var.üniversitenin kütüphanesine baktım da geçenlerde netten,her yerden çok uzakta kitabı varmış kütüphanede.kütüphaneye kayıt olduktan sonraki ilk işim o kitabı almak olacak.zamanında oldukça çok aramıştım o kitabı.yeniden basımı olmadığı için bulması pek mümkün olmadı benim için .. neyse böyle işte...

bir de bu parça çok hoş..

9 Eylül 2012 Pazar

hava aydınlandı biraz ,yine sabaha bıraktım uykumu..biliyor musun natsume,okunan ezanın,edilen duanın benim için pek anlamı yok artık.ya da sabaha doğru hala uyanık olmanın,güneşin doğmasının,batmasının,insanların inandıkları ilahi varlıkların...yaşamak pek bi anlamsız değil mi?ya da öldükten sonra yaşam,kim sonsuza kadar yaşamak ister ki.hiç bitmeyen zaman diliminde zoraki varoluş,kim ister ki bunu..
sabah hissedilen anksiyete bulantısı iğrenç bu arada.uyayayım en iyisi .gün ışığı pek iyi hissettirmiyor şu an..

1 Eylül 2012 Cumartesi


birilerine,birine hitap edince yazıda, yalnızlık bir parça azalıyor sanki..ben de natsume ye hitap etmeye karar verdim..neyse natsume nin kim olduğunu nasıl anlatmalı..var olmasını çokça istediğim biri diyeyim..


bugün çokça başım ağrıdı ,birkaç haftadır da huzursuzum..yarın liseden arkadaşımla buluşacağım,iki seneden sonra ilk kez göreceğim onu,buluşmayı onunla olan arkadaşlığıma veda olarak düşündüm..ikimiz de değiştikten sonra arkadaş kalmamız anlamsız geliyor..

kendimi hissetmiyorum pek bu aralar.var oluşum donuklaşmış gibi.kvothe nin ailesi öldükten sonra yaşadığı birkaç yıl var ya,onun o hali gibiyim işte..donuk,kendini unutmuş ,hissiz halde..
daha ilk kitabı bitiremedim,bitirmeye korkuyorum ,bilge adamın korkusu var daha ama yine de son 60-70 sayfa hala duruyor.

nerede okumuştum;mutlu olduğum anları ilerisi için saklıyorum,çokça mutlu olmak beni korkutuyor gibi bir cümleydi sanırım..onun gibi işte.kvothe ile geçirdiğim anların bitmesini istemediğim için kitabı okumaktan çekiniyorum.umarım ileride filme ya da diziye falan çekilmez kralkatili güncesi..aşık olunası varlıklar listemde üst sırada yer aldığı anlaşılmıştır kvothe nin.
kim kincaid tarafından yapılan resmini de ekleyeyim..

aslında saçları kızıl ama kahverengi saçlı halini daha çok sevdim..



haftaya üniversite kaydım var.ankara ya gideceğim..yolculuk yapmaktan nefret ediyorum..alıştığım mekandan başka bir yere gitmekten nefret ediyorum..neyse ,bu yazdıklarımı başka zaman okursam oldukça saçma bulacağım ama daha önce de belirttiğim gibi pek kendim gibi değilim bu aralar,bir şeyler yazayım da rahatlayayım diye düşündüm..




28 Ağustos 2012 Salı

_


berbat,yorucu bir gün..uykusuzluk bir de bunların üstüne..bugün uzun zamandır hissetmediğim şeyi hissettim.her şeyin boş olduğuna yönelik düşünceler önce,ardından yaşamım boyunca,yaşayacağım anlar boyunca yapabileceğim herhangi önemli bir şeyin olmayışının farkındalığı,sıradanlığıma lanet ediş ve ardından o tanıdık his..
yaşamda sürükleniyormuş hissi vardır ya ,o işte.o an eskiden olduğu gibi intihar ederken hayal ettim kendimi,bileğimden kan akıyor ya da boynumda ip falan işte..bunları düşününce rahatladım,eskisi gibi..
uykum var şimdi,çok hem de..
uyumalı ve bir an önce gerçeklere kısa bir veda etmeli,sonra uyanınca da niye uyandığına yönelik
lanetler sıralanmalı..

25 Ağustos 2012 Cumartesi

-

bugün bira içtim ilk kez.tadını sevmedim,hiç hem de..acıydı.acaba biranın içine çay şekeri atsam tadı yine böyle iğrenç gelir miydi ki.tadını başka türlü düşünmüştüm.bir de şarabın tadını merak ediyorum.onun tadına bakmak başka zamana artık.

23 Ağustos 2012 Perşembe

bir şeyleri yanlış yaptığımı biliyorum fakat neyi yanlış yaptığımı ,yanlış yapma nedenimi bilmiyorum..bazen yaptığım her şey yanlışmış gibi geliyor.bundan daha kötü olanı ise yapacağım her şeyin de yanlış olacağını hissetmem.
uzun süredir genel duyguları bile hissedemedim.bugün biraz yoğun anksiyeteye maruz kaldım,sonra birazı geçti.birkaç gündür halsizim,uyuyorum,uyanmak istemiyorum,başım ağrıyor,kendimi yalnız-tedirgin hissediyorum,tekrar yatağıma yöneliyorum.yatağımın üstüne uzanmanın,örtünün içine kıvrılmanın verdiği korunma hissi biraz azaltıyor huzursuzluğumu.

yazmak istediklerim tam olarak bunlar değildi aslında.nasıl hissettiğimi yazamıyorum işte..

dün uyandığımda bu parça aklımdaydı.paylaşmadan olmaz..


21 Ağustos 2012 Salı




"İnsanlara
ne kadar çok muhtaç olursam onlardan kaçmak ihtiyacım da o kadar artıyordu."

Sabahattin Ali



18 Ağustos 2012 Cumartesi

birkaç ay sonra ankara da yaşamaya başlayacağım.üniversiteye alışma süreci,yurtta kalmak ..bunları düşününce tedirgin oluyorum çokça..

16 Ağustos 2012 Perşembe


yaşanılan,geçiştirilen bütün anlarda neler var....

rüzgarın adı diye harika bir roman var,hüzünlüyken nefret edilen neşeli şarkılar ve insanlar var..seçmediğin bir aile,ülke,anadil,dış görünüş var.sevmediğin görüntünü,yüzünü yansıtan aynalar,vitrin camları var.yirmi yedisinde bedenini geride bırakanlar-yokluğa karışanlar var.niçin var olduğu hiç düşünmemiş insanlar ,var oluş nedenini düşünüp de varoluşunda herhangi bir anlam bulamayan insanlar var.bergman ın filmleri,ursula k. le guin in eserleri,fowles in romanları ve daha pekçok güzel şey var..aşık olunası anime,manga karakterleri var,gençken pekçok kişinin hissettiği fakat senin hissedemediğin saf romantizmi barındıran shoujo mangalar var.mangakasını lanetlediğin ,klişe dolu aptal mangalar da var.yakın olmak istediğin,konuşmayı arzuladığın fakat ilgilerini hiç çekememiş olduğun insanlar var..sıradan olduklarının farkındalığı unutmaya çalışanlar var.nüfus fazlalığına rağmen hala üremeye devam edenler var ve bu fazla nüfusa rağmen onca insanın arasından yalnızlığını giderebilen kimse yok..

bir de güzel,hüzünlü parçalar var....





10 Ağustos 2012 Cuma

yeni bir shoujo mangaya başladım.20. bölümdeyim şimdi.kendimi berbat-vari hissettiğimde iyi geliyor mangalar.

28 Temmuz 2012 Cumartesi

ordan burdan bir şeyler...

bir süredir anime izlemiyorum.natsume nin dördüncü sezonuna geldim fakat bir türlü başlayamadım.izlemeye başlayınca hemen bitirmekten korkuyorum,bir süre öylece izlenmeyi bekleyecek..izledikten sonra natsume kadar sevebileceğim bi karakter bulamayacağım sanırım..bunalım anıma saklıyorum diyeyim.mide bulantısı,baş ağrısı,bedenin çürümüş kabuk gibi hissedildiği o anlardan birine saklayayım izleme isteğimi.

neyse ..biraz önce banyo yaptım,banyo yapınca hep uykum gelir benim.bakalım uykum ne zaman baskın çıkacak..

ao haru ride nin yeni bölümünü bekliyorum,manyak takipçi modunda,daha 14-15 gün olmasına rağmen yeni bölüme.herhalde bu manga bitene kadar iki yıl falan geçer.

başka ne yapıyorum ..dizi izliyorum..cinderella's sister adlı kore dizisi.yarıladım dizinin bölümlerini.ilk dört bölüm güzeldi de sonrası aynı keyfi vermedi izlerken.sanırım ben, bilmem kaç yıl sonra diye gösterilen bölümlerden haz etmeyen birisiyim..ister dizi ,film olsun ister roman fark etmiyor durum.kurgudaki elemanlar birden yılları geçirmiş halde karşıma çıkıverince yeni karakterleri benimsemeye çalışan insan modunda eski hallerini arıyorum onların...

kaç gündür aklımda bir film vardı,izleyemedim,erteleyip duruyorum sürekli izlemeyi.gir kanımaydı filmin adının türkçeye uyarlanmış versiyonu.belki bu gece izlerim...

birkaç ay sonra ankara da okuyacağım sanırım üniversiteyi.istediğim bölüm istediğim üniversite olacak gibi..kalacak yer sorunu canımı sıktı dün .orta sınıfın alt tabakasına mensup olmanın beraberinde getirdiği maddi durum böyle zamanlarda kendini daha da belli ediyor..biraz dışadönük,biraz kendine güvenen biri olsaydım yarı zamanlı bir işe girer ve küçük bir eve çıkardım belki.olmuyor işte...

neyse eskiden dinlediğim gruplardan birkaç parça...
hareketli parçalardandı geneli..


sum 41-artık dinlemiyorum pek.eğlenceliydiler ama..



blur -ara sıra dinliyorum ve birazcık da olsa enerjik hissediyorum kendimi bu grubu dinlerken..
belirtmeden geçmeyeyim grubun solistinin -Damon Albarn- gençkenki hali baya bi hoş.(düz- karışık saçlı,beyaz tenli erkeklerden hoşlanmam devreye girdi yine..)






bu kadar.dizi izlemeye geri döneyim ben..

kendime..

öl,yok ol ,yok ol...
hiç doğmamış ol,var olmamış ol,varlığın silinsin ,var oluşun tükensin,sadece yok ol.....

27 Temmuz 2012 Cuma

!

acaba ne zaman kendim olacağım....ne zaman olduğum halimden memnun olacağım,kendime yönelik hoşnutsuzluklarım gidecek...acaba ne zaman parmak ucumdaki deriyi soymayı bırakacağım..

parmak ucundaki deriyi soymak kişinin kendine yönelik öfkesini bastırma,dışarı yansıtma yollarından birisiymiş...

bir de şey vardı:giyilen terlikleri birbirine paralel koymak-bunu ilk okuduğum zaman oldukça şaşırmıştım-bu da bastırılmış cinselliğin sonuncunda ortaya çıkan garip takıntıvari bir şey.terlikler v şeklinde olursa ya da v ye yakın, bastırılmış cinselliği kendinde barındıran şahıs bundan rahatsız olmakta ve paralel duruma getirene kadar terlikleri , huzursuzluğu geçmemektedir.ilginç olan ise ayakkabıda buna benzer bir durum olmuyor ya da evde giyilmeyen diğer terliklerde.yaşadığı yerde ortaya çıkıveriyor bu bıktırıcı takıntılar.
insanın kendisine dair şeyleri başka kaynaklardan öğrenmesi biraz sinir bozucu.tabi ki bu sinir olma durumumda kendime yönelik olduğunu sandığım şeylerin genellenebilir olduğunu fark etmem de etkili....

neyse,
sanırım kendime yönelik hoşnutsuzluğumun gitmesi bu yakınlarda pek olası değil....

22 Temmuz 2012 Pazar

-

ara sıra aptal ergen bloglarına dönüyor burası.rahatlamak için yazdığım şeyler sonradan canımı sıkıyor..

sınav sonuçları açıklandı.istediğim yer geliyor sanırım.açıklandığı gün heyecenlıydım,dün olayı idrak etmeye çalıştım,bugün ise hiçbir şey olmamış modundayım.sanki berbat bir sonuç almışım gibi geliyor.
sıkılgan dönemimdeyim sanırım ,anime izlerken bile sıkılıyorsam durumum cidden vahim.

neyse..

bu parçayı bugün dinledim ilk defa.hoş,sakin bir şey..

11 Temmuz 2012 Çarşamba

ad sıkıntısı çektiğim bilmem kaçıncı başlık...

fangirl modundayım birkaç gündür manga -anime karakterlerine yönelik..yoh un resimlerine bakıyorum birkaç saattir. tumblr hesabı açtım ,bir şeyler yazmıyorum sadece resim beğeniyorum,bazen sayfanın aşağısına inerken o paylaşılan resimlerin sonu hiçbir zaman gelmeyecekmiş gibi hissediyorum.iki üç saatin ardından (yan etkisi: boyun tutulması) resimlerin sonuncusunu görmeyi başarıyorum.

dizi izliyorum,anime izliyorum .dün 4 animenin ilk bölümünü izleyip bıraktım.her şeyin sıkıcı ,bunaltıcı gelmeye başlaması en kötü şeylerden biri olabilir ,o zamanlarda yaşamanın boktanlığının daha da farkına varır oluyorum da.
lys sonuçlarının açıklamasına az kaldı.sanırım olmayacak istediğim yer,neyse.boş zamanım var.buna rağmen ne roman okuyorum ne film izliyorum, ne manga okuyorum.uyuma konusunda istikrarımı sürdürüyorum ama.geçenlerde japonca öğrenmeye niyetliydim, türkçe site buldum .gayet istekli halimden ertesi güne eser kalmadı.peh ,bıkkınlık işte.band of horses adlı grubun parçasını dinliyordum,solistin sesini the shins solistinin sesine benzettim.ekşi de grup hakkında yazılanları okurken başkasının da sesleri yakın bulduğunu okudum.güzel hissettiriyor,herhangi bir konuda biriyle benzer fikirde olmak.gerçi bu düşünce ortaklığı fazla olursa rahatsız edici olurmu ki...aynı şekilde düşünen insanların arasında olmak kendi düşüncelerinin sıradanlığının farkına varmana neden olur ,bu da can sıkıcı bir durum yani hiçbir özelliğin kalmamış gibi..durum farklı da olabilir tabi.açıkçası ben kendim gibi olanların yanında pek bulunmadım.belki de bulundum ama farkında değildim ...neyse...


fangirl halimin ardından bu resimleri de koyayım da.. ilk resimdeki chibi hali de tekrar hayran olunası ...





yazdıklarımla alakasız bir parça.girişteki hareketlilik hoşuma gidiyor.klasik müzik eğitimim olsaydı keşke dediğim anlardan biri de bunu dinlerkenki zaman....

4 Temmuz 2012 Çarşamba

---

pj harvey- thom yorke parçası....pj harvey in söylemeye başladığı kısımdaki melodi tanıdık geldi oldukça , hangi parçaya benzettiğimi bulamadım daha...



3 Temmuz 2012 Salı

------

dizi izledim,biraz manga okudum,anime izleme modunda hissetmedim kendimi pek,biraz sıkıldım sanırım .sabah 6-7 gibi uyuyorum.geç kalkıyorum.uyuyorum ,uykumu alana kadar.sonra tekrar bilgisayar.şikayetçi değilim pek,ama dediğim gibi sıkılıyorum biraz.izlediğim kore dizisinde son iki bölümü bıraktım yarın izlerim,bu sabaha doğru yeni bir diziye başlarım belki...
"Neden insanlar aynı gün aynı saatte aynı şeye başlar? Kutsal bir ritüel gibi. Herkesin bunu aynı anda yapması en fantastik romandan daha fantastik."
alıntı doğu yücel den . geç kalkmam için güzel bir bahane hem,ritüeli bozma hazzı.doğu yücel in kitaplarını okumadım daha.....
eskiden roman okumak yalnızlğımı giderirdi.şimdi sadece isteksizlik bendeki.yalnızlığımı unutmak için ,sıkılmışlığımı unutmak için artık daha çok uyuyorum..
shuffler de müzik dinliyorum.karşıma çıkan parçalardan hiçbirini beğenmedim.başım ağrıdığından da olabilir bu hoşnutsuzluk.neyse.


bu parçayı my name is kim sam soon dizisinde dinlemiştim.internetteki uzun ve sinir bozucu aramalar sonunda parçanın adını dün öğrendim.dünden beri parçaya olan ilgim kademe kademe azalıyor yine de hoşuma giden bir parça.bir de dizide 6.bölümde sanırım kim sam soon bu parçayı söylüyordu.





nostalji yapayım.juno ost inden sevimli bir parça...



acaba bir gün ben de yaşadığım anı hissedebilecek miyim ......

30 Haziran 2012 Cumartesi

kabuk kızın anlatısı





yazmıyorum pek bir şeyler buraya,herhangi bir yere.birkaç şey yazmıştım ama onları da sildim sonradan.sadece hissettiklerimden bahsedince bir yazıda kendimi savunmasız ,zayıf hissediyorum . o yüzden de bir süre sonra siliyorum yazdığımı,zayıflığım,ürkekliğim kendime kalsın diye.kendi blog umda bile rahat edemiyorum,açıklayamıyorum içimden geçenleri.geçen sene ,son birkaç senedir oldukça zordu benim için.psikoloğa gittiğimde yine söylemedim,intihar düşüncesinin bende yarattığı rahatlamayı..eskiden birine anlatmıştım,o da kendisi de anlam krizi yaşadığı için biraz anlamıştı sanırım beni,çok değil ama.sonra uzaklaştım ondan.yalnız olmak neyse de,sonunda biraz olsun yanında kendim olabildiğim birini bulmak ve onu uzaklaştırmak kendimden , üzüyor .neyse işte ,bugün oldukça kötü hissettim kendimi,sanki içim oyulmuş gibi,dışımda sadece kabuk,içim bomboş,kalbim çarpmayı sürdürüyor boş olan içimde ,gereksizce.bugün liseden beni hala arkadaşı olarak gören biri buluşalım yakın zamanda diye mesaj atmış.konuşacak hiçbir şey yokken beni görüp ne yapacaksa..insanlar çürümüş ilişkilerini bu kadar uzatmaya direnmese keşke.başka zaman buluşuruz dedim.seni görmek istemiyorum gibi gerçekçi bir şey söyleme cesaretim olsaydı keşke.çürümüş ilişkiyi sonlandırmaktan korkan biriyim belki de ben..off.evden çıkmak istemiyorum,bir şey yapmak istemiyorum.sadece uyuyayım,anime izleyeyim,manga okuyayım,müzik dinleyeyim,uyuyayım,kimseyle görüşmek zorunda olmayayım,sonra da öleyim.hayır,sonsuzluğu düşünmeyeyim,cenneti,cehennemi,kıskançlığı,zayıf bir varlık olduğumu,ağlamaklı halimi,tanrının olup olmadığını,yalnızlığımı düşünmeyeyim.sadece öleyim ve yok olayım.
neyse ....
natsume yi izliyorum bu aralar ,izledikçe daha da çok seviyorum.
içimdeki diğeri,içimdeki diğeri...benden güçlü olan,kendisini seven ,ara sıra benimle konuşan diğeri...adını bilmediğim diğeri.natsume yi bu kadar çok severken sana natsume demeyi düşünüyorum.blogtaki yazılarım da zaten düşünce yığınları olduğuna göre blokta sana hitap ederek yazmayı istedim.takashi nin görünümünde,kişiliğinde olan sana.düşünüyorum da bazen,somutlaşsan ,yanımda olsan falan bu kadar yalnız hissetmem sanırım kendimi,yaşadığım için ,yaşıyor olduğum için bu denli söylenmem belki de.fantastik kurgu karakteri olsaydım durumum başka türlü olurdu tabi.ne bileyim,sen aslında benim gibi var olma sorunu yaşayan,yalnız,mutsuz bir varlık olurdun,ikimiz telepatik güçlerle birbirimizle konuşuyor olurduk.aslında sen de beni kendi hayalin sanırdın,sonra günün birinde ikimiz de kendimizi tamamlayınca karşılaşırdık falan.Kimi ni shika kikoenai diye güzel bir manga vardı.ondaki gibi...
bugün sitelerde dolaşırken ang lee nin buz fırtınası adlı filmi ile ilgili bir yazıyı okudum.adını yeni duydum filmin,bazen diyorum keşke bu kadar cahil olmasam ,neyse...filmden şöyle bir alıntı vardı yazıda..
" – Çocuklar merhaba, ben geldim.
- Yok muydun?’"

filmi yakın zamanda izlemeli..

bu arada ben nette gezinirken arka plandan da bahsedeyim.evde birbirine bağıran,birbirinden nefret eden aile fertleri.anne ve babasının boşanması arzulayan ben,ailesini pek sevmeyen ben,yaşamaktan pek keyif almayan ben...
on the edge adlı film vardı.baş karaktere intihar girişiminden sonra psikoloğu sanırsam soruyordu niye ölmek istedin diye.o da ölmek istediğimden değil,sadece yaşamak istemedim diyerek cevaplıyordu.aklıma geldi film.yazayım dedim...


yazımda güzel bir şeyler de bulunsun istedim
nyanko sensei kedi olduğunu inkar ettikten bir süre sonra..

seo dong yo daki parçaların her birini çok sevdim.birini ekleyeyim buraya.sakin,hüzünlü bir parça...



22 Mayıs 2012 Salı

--------




''İki genç balık birlikte yüzüyorlarmış. Yanlarından geçen yaşlı balık başıyla onlara selam verip, “Günaydın çocuklar. Su nasıl?” diye sormuş. Biraz daha yüzdükten sonra genç balıklardan biri diğerine dönmüş ve sormadan duramamış:
Su da neyin nesi? ''

David Foster Wallace den .

okuyacağım,dinleyeceğim,seyredeceğim güzel,özel şeyler var daha... david foster ın kitaplarını okumadım mesela.o intihar etti ,ben onun yazdıklarını okumayı planlıyorum...



resimler The Last Shadow Puppets tan.
onları dinlemek güzel,yalnızken,pek bir şey düşünmezken ....

20 Mayıs 2012 Pazar

çocuk çocukken....







''Çocukluk Şarkısı

Çocuk daha henüz çocukken kollarını sallayarak yürürdü.
derenin ırmak olmasını isterdi, ırmağın sel,
bir su birikintisinin de deniz olmasını.

Çocuk henüz çocukken çocuk olduğunu bilmezdi.
her şey yaşam doluydu ve tüm yaşam birdi.
çocuk henüz çocukken hiçbir şey hakkında fikri yoktu.
alışkanlıkları yoktu
bağdaş kurup otururdu, sonra koşmaya başlardı.
saçının bir tutamı hiç yatmazdı
ve fotoğraf çektirirken poz vermezdi…

Çocuk henüz çocukken şu sorulara sıra gelmişti.
neden ben benim de sen değilim,
neden buradayım da orda değilim.
zaman ne zaman başladı ve uzay nerede bitiyor.
güneşin altındaki yaşam sadece bir rüya mı?
gördüklerim, duyduklarım, kokladıklarım sadece dünyadan önceki dünyanın bir görüntüsü mü?

Gerçekten kötülük var mı?
gerçekten kötü insanlar var mı?
nasıl olur da ben olan ben,ben olmadan önce var değildim ve nasıl olur da ben olan ben, bir zaman sonra ben olmayacağım…

Çocuk daha henüz çocukken ıspanağı, bezelyeyi, sütlacı ve karnabaharı ağzında geveleyip dururdu,
ama şimdi hepsini yiyor, üstelik mecburiyetten değil.

Çocuk henüz çocukken bir keresinde yabancı bir yatakta uyandı.
şimdi tekrar tekrar uyanıyor.
bütün insanlar güzel görünürdü, şimdi ise sadece bazıları.
cenneti gözünün önüne getirebiliyordu, şimdi ise tahmin ediyor.
hiçliği düşünmezdi, bugün ondan ürküyor.

Çocuk henüz çocukken hevesle oyun oynardı,
şimdi ise ancak yaptığı işle heyecanlanıyor.
çocuk daha henüz çocukken elma ve ekmek yemek yeterliydi.
bu bugün de böyle.
dutlar ellerini doldururdu, bugünkü gibi
taze cevizler buruşuk bir tat bırakırdı ağzında, hala bırakıyor.

Çocuk henüz çocukken bir dağın doruğuna vardığında biraz daha yükseğini arzululardı hep,
büyük bir şehir gördüğünde daha büyüğünü isterdi, bugün de böyle bu.
coşkuyla ağaçların dallarına tırmanırdı tepedeki kirazları toplamak için, bugün de böyle bu.
kızarırdı yüzü yabancıların gözü üstündeyken, bugün de bu değişmedi.
sabırsızca ilk düşen karı beklerdi,
bugün de yaptığı gibi.

Çocuk daha henüz çocukken
zıpkın gibi bir çomak fırlattı ağaca
bugün hala titrer çomak o ağaçta. ''

Peter Handke


''Şu anda ölüp, ondan sonra tekrar
yaşamaya devam etmek istiyorum dedi.''


iki melek konuşur, insan hakkında :

''Ama uzun bir günden sonra... Philip Marlowe gibi eve gelip kediyi beslemek güzel olurdu.
Ateşinin çıkması,gazeteden parmaklarının boyanması,sadece ruhsal olarak değil,gerçek bir yemekle beslenmek.
Bir boyun veya kulak çizgisinden etkilenmek.
Yalan söylemek,istediğin kadar.
Yürürken iskeletinin de beraber geldiğini hissedebilmek.
Her şeyi bilmek yerine, tahmin etmek zorunda kalmak.
"Ah" ve "Yo" diyebilmek,evet ve amin yerine.
Bir kere de olsa kötülükten heyecan duymak.
Geçen insanlardan dünyanın tüm kötü ruhlarını ve şeytanlarını alıp, onları dünyaya saçabilmek.
Yabani biri olmak.
Ya da en sonunda masanın altında, ayakkabılarını çıkarabilmeyi hissetmek.
Ya da parmaklarını oynatabilmek,yalın ayak, böyle.''

Der Himmel über Berlin filminden




eleni karaindrou





not:türkçe çeviriler alıntıdır ,buradan

15 Mayıs 2012 Salı

birkaç şey

yolda yürürken çoğunluk kaldırım taşlarına bakıyorum,insanlarla pek göz göze gelemiyorum.insanlara bakarken onlar baktığımı farkederse gözlerimi tekrar kaldırıma yöneltiyorum.sabah ,hızlı adamlarla birisi biraz önümde yürüyordu.ellerini farkettim birden.parmak ucundaki deriyi soyuyordu,diğer eliyle de giydiği uzun kollunun ucunu çekiştiriyordu parmaklarıyla.yakınlık hissettim birden üç dört adım önümde yürüyen kişiye.içekapanıktı sanırım .çokluk benim yaptığım şeylerdi yaptıkları çünkü.neyse,uzaklaştı ,gitti.ben de etrafa bakınarak insanlarla göz göze gelmeyerek yürüdüm.


sabahları ve eve dönerken hala belki onu görebileceğimi düşünüyorum yolda.daha unutamadım demek ki platonik arkadaşımı-aşk değildi;onunla sohbet etmek,ona yakın olmak istemiştim,sanırım bu ,aşk değil-yakında unutma evresine geçerim belki.gerçi ona göre tuhaf olmalı yaptığım.tanımadığı birinin lütfen oku diye depresif bir şeyler yazdığı kağıdı uzatması falan.neyse ,yazdığımı hiç okumadı sanırım . depresif manyağın teki olduğumu düşünüp yolunu değiştirdi galiba...


bakumanın mangasına başladım.18 bölüm okudum,sevdim çokça.yazın okumayı düşünüyordum ama bu aralar okuyunca bir şeye bağlanmış hissediyorum.yaşam için cılız bir sebep işte..


bugün eve gelirken hava sıcaktı,yağmur yağmadı .yağmur yağdığı zaman kendimi biraz olsun canlı hissediyorum ben ama bugün yağmadı işte.elbise giymiş bir kızla yanında sevgilisi- sanırım- yürüyorlardı.etrafta birlikte hareket eden insanlar,bir araya gelmeye anlaşmış mutlu görünen insanlar...elbise giymem ben.etek geçmişim çocukluk dönemimi saymazsam lise formamla sınırlı..o da dolabımda yok uzun zamandır..

aklıma sarah blasko geldi bunları yazarken.onun gibi olmak isterdim...zarif,başarılı,güzel,içten...




sarah


dengeki daisy den.çok seviyorum bu mangayı ...





kel kal kurosaki :)







2 Mayıs 2012 Çarşamba

anterrabae düşerken.....


pekçok şeyi birbirine katıyorum,karıştırıyorum.her şey birbirinin içine geçmeye meyilli sanki.sadelik siliniyor,bir şeyler karıştıkça karışıyor.yine durgun,boğucu anlarımdan biri.
yabancılaşma,gereksizliğin farkındalık,mide bulantısı,boğuntu,sonsuzluk kadar uzun bir düşüş,sonu gelmeyen bir düşüş,saçları kızıl değil de simsiyah-kuzgun renginde-olan bir aptalın kendini anterrabae gibi hissetmesi işte.
aptal bir oluşum içindeyim,sürekli haldeki bulantı eşlik etmekte oluşumuma,yabancılığımın farkına varmama.nereye kadar gidebilirim ki ben.
gitmek,gidince,...
nereye gidince,hiçbir yere gidince ,hiçliğe gidince,var edene gidince,yok oluş için istekte bulunduğum var edene gidince,belki de kocaman bir boşluğa gidince...
belki de gitmem bir yere.yok olurum da yok olduğumun da bilincinde olmam hem.var olduğumu umursamadan,var oluş acımı unutsayarak yok olurum..
sahi,ne zaman yok olcam ben....
midem bulanıyor,başım ağrıyor;yaptığım şeylerden,yapacağım şeylerden,var oluşumdan.

milat olarak kabul edilen tarihten sonraki 2012. yıl , beşinci ay ve ikinci gün.
tanrı(?) hala benim gibi acı çeken varlıkları yaratmaya devam ediyor.....





26 Nisan 2012 Perşembe

kelimeler ~ 1

''sevmeyemek,hiç sevmemekten farklı olarak bir zamanlar sevmiş olduğun kişiden sevgini geri çekmek,sevmeyi sürdürememek.nefret,öfke vb. duygular barındırmaksızın ,sevginin sakince azalarak sönmesi durumunda kullanılır;eğer geri çekilen sevgi aşk da içermişse aşkmayamak denir.rusçada bir zamanlar sevilen ama artık sevilmeyen biri için duyulan hisse razbliuto denirmiş;yunancadan türetilmiş anagapesis de aynı anlama geliyor.''

metis ajanda ~ olmayan kelimeler


dinlenesi, sevdiğim parçalardan...




19 Nisan 2012 Perşembe

çürümüş döngü

sanki ben kıvrılıyorum da birileri,bir şeyler içimi oymakla meşgul.sürekli oyuyorlar içimi.ben bitmesini bekliyorum.kemiklerim kalıyor geriye.bu sefer de kemiklerimi çiziyorlar,ufalıyorlar.ben bitmesini bekliyorum, kemiklerim yok olunca.ama kemikler yok olduğu anda sağlam görünümlü vucudumun içinde bu çürümüşlükle tekrar buluyorum kendimi ve yine oymaya başlıyorlar.düşünemiyorum pek artık...

melodisini sevdim bu parçanın.sözlerini anlamaya çalışmadan,ne dediklerini umursamadan dinliyorum.melodisi hüzünlü.şu anki halimin aradığı şey ise zaten anlam değil,hüznüme yakın bir şeyler,tanıdıklık.....


16 Nisan 2012 Pazartesi

başlık bulamama...



geçen gün, düşünceler başka düşünceleri itti ,ardından kendimi sonsuzluğu ve tanrıyı düşünürken buldum.sadece birkaç saniye sürdü .evren,kocaman sonsuzluk kendi kendini yuttu ve bir şey kalmadı geriye.aptal insanlar,tanrı,zoraki var oluşum,diğer bütün önemsiz şeyler..hiçbir şey kalmamıştı geriye.belki de o birkaç saniyede ben de yok olmuştum da o andan ilerisi ya da gerisi sadece yanılsamadan ibaretti..sonra televizyondan gelen ses ya da annemin sesi ,bir şey, beni çekiştirdi oturduğum koltuğa yığılmış bedenime.yine saçma olduğunu düşündüm yaptıklarım,yapacaklarımın,ama buna rağmen bu saçmalığa rağmen hâlâ devam ettim var olmaya.pişmanlıktan ziyade yaşadığım için kendimde barındırdığım şey şaşkınlıktı biraz.


dersteyken doğal afetlerin günahlardan kaynaklandığını düşünen insanların söylediklerini dinlemek zorunda kalmıştım .bazıları ne diye diğerlerinden daha temiz,iyi ya da saf olduğunu düşünür ki..belki de inandıkları tanrının sevgili ,seçilmiş kulları olduklarını düşünmek rahatlatıyordur onları...


kıskanç bir insanım ben,çok hem de..benden nitelik yönünden üstün insanları görünce içimde oluşan kine engel olamam.hem o kişiden nefret ederim ,sahip olduğu özelliklerden dolayı hem başkasına karşı bu denli olumsuz hisler barındıran kendimden.hissettiklerim için kendimi suçlamayı bıraksam da sadece hissettiğim şeyi bütün yoğunluğuyla yaşasam keşke..




12 Nisan 2012 Perşembe

boşluk,sonsuzluk.....


eskiden,küçükken dua ederdim,bir şeyler için,dua ettiğim varlığı,niteliğini düşünmeden dua ederdim..öyle büyük isteklerim yoktu.günah işlediysem günahlarımı affet,mutlu olayım tarzında,bazen de maddi istekler içerirdi dualarım.çocukken pek bir şeyleri düşündüğümü de söyleyemem.kabullenme özelliğim baskındı sanırım o zamanlar.derslerim iyiydi çünkü ezberlerdim,düşünmeden aklımda tutardım,sorgulamadan.kitap okumazdım,film izlemezdim,zaten o zamanlar bilgisayar da yoktu evimizde.filmleri ancak televizyondan izleme imkanım vardı..yine mutsuzdum,yine iletişimsizlik içindeydim diğerleriyle,yine çirkindim,yetersizlik içinde hissederdim kendimi ama bunların hiçbirinin farkında değildim.aptal,önemsiz ,yetersiz biri olduğumun farkında olmasaydım yine bu denli hüzünlü olur muydum acaba...artık tanrı diye adlandırılan varlığa dua etmiyorum.inanıyorum ya da inanmıyorum diyeyem şu an .sadece pek düşünmüyorum onun var oluşunu o kadar.

yaşadığımı hissetmediğim,aptal ,sıkıcı günlerden biriydi bugün de..

depresyon şarkılarımdan biri..

sanırım bütün hüznü,yokluğu,çaresizliği,yalnızlığı ,her şeyin boşuna olmasını en derin hissettiren parça bana.



9 Nisan 2012 Pazartesi

güzel şeyler





gün boyu matt in fotoğraflarına baktım netten.matt i gördükçe yüzümde oluşan aptal sırıtma yukarıdaki gibiydi...

müzik grubu varmış,youtube dan grubuyla sahne aldığı birkaç kayıt buldum.
jonas ve matt in resimlerine bakınca şöyle durumlar oluşuyor...


tek yaptığım eve kapanmak.farklı olsaydım keşke diyorum,değilim , böyleyim .kendinden nefret eden aptal pasif bir insanım..

sunako nun durumuma uygun resimlerini yeterince kullandım sanırım..

matt in resimleri ....

bu resmini görünce yanına yatıp ,başımı omzuna koymak istedim ama olmuyor işte...






gözlük taktığı zamanlar daha bir tatlı oluyor :)


hâlâ bir şeyler isteyebilen halime şaşıyorum bazen.hoşlandığım birinin yanında olmak istiyorum misal.


geçen gün nette gezinirken bu dövmeyi gördüm.bunu yaptırmak istiyorum ileride.geçici dövme olur ilk etapta sanırım.dövme yaptırmayı hiç düşünmemiştim ama bunu görür görmez sevdim.

eskiden punk vari hareketli parçalar dinlerdim.

matt in taking back sunday coverını dinledim.sonra da orjinalini dinleyeyim dedim.biraz nostalji yapıyorum şimdi ,eskiden sıkça dinlediğim gruplarla.


matt gibi enerjik olmayı isterdim.hiçbir zaman böyle eğlenmedim bir yerde.pasif,sıkılgan,sıkıcı varlığımın farkına vardığım anlardan biri daha...

bu arada parçanın videosundaki fight club göndermesini yeni fark ettim.acaba önceden videosunu hiç izlemedim mi ,merak ettim şimdi.

4 Nisan 2012 Çarşamba

bir şeyler

hayatı çoğu zaman anlamsız bulmama rağmen ders çalışmam gerekiyor.türev,limit,trigonometri,ezberlenmesi gereken edebiyat bilgileri,bir buçuk iki dakika içinde çözülmesi gereken sorular..üniversite bir yenilik getirmiyor ki.çoğunluğu liseden yeni mezun ve üç ayda birdenbire yetişkin olmuş gibi davranan insanlar,kalabalık,toplu halde bulunma gereksinimi ,çabalama,sosyalleşme uğraşı,mekan değişikliği....
hep içe kapanık biriydim,insanlarla ilişki kuramayan.diğerleriyle aramdaki iletişim yorgun hissettirdi beni çokluk.eskiden diğerleriyle,sözgelimi sıra arkadaşım olsun bu kişi,konuşmazdım,söyleyeceklerimin saçma olduğunu düşünürdüm,susardım.artık daha çok suskun kalıyorum.
liseden mezun oldum.başka bir şehirde üniversiteye başladım.iki üç insanla konuşuyordum bazen.çoğunlukla yalnızdım ama.konuştuğum insanları ise yüzeysel,sıkıcı buluyordum.sanırım özgüven konusunda diplerde olmam biraz kibirli olmamı engellemiyor.üniversitenin sevdiğim tek yönü kütüphanesiydi.internetin olmadığı bir ortamda asosyal birinin sığınağı kütüphane oluyor.küçük bir şehirde yaşadığım için okumak istediğim kitaplar çoğunlukla okuyacağım kitaplar olarak kaldı.
sonuç üniversite yaşantım da berbattı,en azından ilk yılı.evi özlemiştim.ama genel anlamda değil.mekan olarak,yalnız kalabileceğim bir yere gereksinme duyma açısından özlemiştim.
mekansal anlamda yalnızlık arzusundayım sanırım,hâlâ.şimdi tekrar gireceğim sınava.üniversiteye gitmek istediğimden değil.sadece bir şeylerin devamlılığı için.ben durgunluktan yana olsam da bir şeyler değişiyor,beni de peşinde sürüklüyor.sabitlikte kalıp yok olmayı yeğlerdim oysa.hayat boktan ve devam ediyor.ben eski evlerden birine çekilip orada yaşamımı sürdürmek isterdim oysa.kitap okuyayım,film, dizi izleyeyim,müzik dinleyeyim,bu kadar zayıf bir kişiliğe sahip olmayayım isterdim.bunlardan bıkınca da göçebe misali dolaşmak isterdim bir yerlerde.olmuyor işte.

kibirli,özgüven eksikliği içindeki,çirkin,asosyal,sosyalfobik,anksiyete mağduru bir aptalım.yaşamayı hiç beceremiyorum.birkaç denemem oldu normal insanlar gibi hissetmek için kendimi ama onlar gibi değilim işte.

içinde barınmak isteyeceğim evlerden... birinci resimdeki ev ilk tercihim ..
bu ağacın altında yatıp uyumak,kitap okumak..





bazen unutkanlığıma lanet ediyorum.

metis in cep defteri ile ajandasını almıştım.ben içine bir şey yazmadığım zaman daha güzel duruyorlar.kullanmaya kıyamadım.eşya bağımlısıyım.


birkaç parça...









charlotte un solgun,kırılgan,narin havasını seviyorum .bunu da belirtmeli.


31 Mart 2012 Cumartesi

----------



ağlama hissi,boşluk,durgunluk ...


''-yirmi yaşında olmak budalalık gibi geliyor bana ,dedi.yirmi yaşında olmaya hiç hazır değilim,biliyor musun?bana çok garip geliyor.sanki arkamdan itip beni ilerlemeye zorluyorlar.
-benim önümde daha yedi ay var,rahat rahat hazırlanabilirim ,diye karşılık verdim gülerek.
-henüz on dokuz yaşında olduğun için şanslısın ,dedi bana,imrenmiş gibi.''
imkansızın şarkısı



30 Mart 2012 Cuma

kuragehime



kuragehime mangasına başladım birkaç gün önce.amarlardan biri olduğum kanısına vardım.harika bir manga.oldukça komik,biraz hüzünlü,biraz da romantik.animesine de yakın zamanda başlayacağım.

konusundan bahsedersem, aynı evi paylaşan otaku bayanların hayatı.kendilerini amarlar olarak adlandırırlar.tikilerden nefret ederler.

baş karakter Kurashita Tsukimi adlı bu kızdır . kendimi ona çokça benzettim bu arada.



baş karakterimiz deniz anasına karşı özel bir ilgi beslemektedir [otaku :) ].kendini ne zaman bunalımlı,kederli hissetse kurara adlı deniz anasını görmek ister.yine böyle kederli günlerinden birini yaşarken kurara yı görmeye gider.kurara yı tehlikede görüp kendince kurtarma operasyonunu gerçekleştirirken tiki bir kızın da yardımıyla kurara yı kurtarır.tiki kız o gece onun odasında kalır.eve tiki bir kızı soktuğu için zaten yeterince tedirginken bir de kızın aslında erkek olduğunu öğrenir.bu kişinin adı kuranosuke dir. ve ikisi arasında gelişen ilişki çevresinde şekillenir konu.


kuranosuke nin iki hali


bence bu haliyle de çok tatlı .


mangasının ingilizcesi için mangafox
mangasının türkçe çevirisi için elma kurdu

animesinin türkçe fansubu için de kickapoofansub adreslerini vereyim.



F.M.A. ten ...