''İki genç balık birlikte yüzüyorlarmış. Yanlarından geçen yaşlı balık başıyla onlara selam verip, “Günaydın çocuklar. Su nasıl?” diye sormuş. Biraz daha yüzdükten sonra genç balıklardan biri diğerine dönmüş ve sormadan duramamış: Su da neyin nesi? ''
David Foster Wallace den .
okuyacağım,dinleyeceğim,seyredeceğim güzel,özel şeyler var daha... david foster ın kitaplarını okumadım mesela.o intihar etti ,ben onun yazdıklarını okumayı planlıyorum...
resimler The Last Shadow Puppets tan.
onları dinlemek güzel,yalnızken,pek bir şey düşünmezken ....
Çocuk daha henüz çocukken kollarını sallayarak yürürdü. derenin ırmak olmasını isterdi, ırmağın sel, bir su birikintisinin de deniz olmasını.
Çocuk henüz çocukken çocuk olduğunu bilmezdi. her şey yaşam doluydu ve tüm yaşam birdi. çocuk henüz çocukken hiçbir şey hakkında fikri yoktu. alışkanlıkları yoktu bağdaş kurup otururdu, sonra koşmaya başlardı. saçının bir tutamı hiç yatmazdı ve fotoğraf çektirirken poz vermezdi…
Çocuk henüz çocukken şu sorulara sıra gelmişti. neden ben benim de sen değilim, neden buradayım da orda değilim. zaman ne zaman başladı ve uzay nerede bitiyor. güneşin altındaki yaşam sadece bir rüya mı? gördüklerim, duyduklarım, kokladıklarım sadece dünyadan önceki dünyanın bir görüntüsü mü?
Gerçekten kötülük var mı? gerçekten kötü insanlar var mı? nasıl olur da ben olan ben,ben olmadan önce var değildim ve nasıl olur da ben olan ben, bir zaman sonra ben olmayacağım…
Çocuk daha henüz çocukken ıspanağı, bezelyeyi, sütlacı ve karnabaharı ağzında geveleyip dururdu, ama şimdi hepsini yiyor, üstelik mecburiyetten değil.
Çocuk henüz çocukken bir keresinde yabancı bir yatakta uyandı. şimdi tekrar tekrar uyanıyor. bütün insanlar güzel görünürdü, şimdi ise sadece bazıları. cenneti gözünün önüne getirebiliyordu, şimdi ise tahmin ediyor. hiçliği düşünmezdi, bugün ondan ürküyor.
Çocuk henüz çocukken hevesle oyun oynardı, şimdi ise ancak yaptığı işle heyecanlanıyor. çocuk daha henüz çocukken elma ve ekmek yemek yeterliydi. bu bugün de böyle. dutlar ellerini doldururdu, bugünkü gibi taze cevizler buruşuk bir tat bırakırdı ağzında, hala bırakıyor.
Çocuk henüz çocukken bir dağın doruğuna vardığında biraz daha yükseğini arzululardı hep, büyük bir şehir gördüğünde daha büyüğünü isterdi, bugün de böyle bu. coşkuyla ağaçların dallarına tırmanırdı tepedeki kirazları toplamak için, bugün de böyle bu. kızarırdı yüzü yabancıların gözü üstündeyken, bugün de bu değişmedi. sabırsızca ilk düşen karı beklerdi, bugün de yaptığı gibi.
Çocuk daha henüz çocukken zıpkın gibi bir çomak fırlattı ağaca bugün hala titrer çomak o ağaçta. ''
Peter Handke
''Şu anda ölüp, ondan sonra tekrar
yaşamaya devam etmek istiyorum dedi.''
iki melek konuşur, insan hakkında :
''Ama uzun bir günden sonra... Philip Marlowe gibi eve gelip kediyi beslemek güzel olurdu.
Ateşinin çıkması,gazeteden parmaklarının boyanması,sadece ruhsal olarak değil,gerçek bir yemekle beslenmek.
Bir boyun veya kulak çizgisinden etkilenmek.
Yalan söylemek,istediğin kadar.
Yürürken iskeletinin de beraber geldiğini hissedebilmek.
Her şeyi bilmek yerine, tahmin etmek zorunda kalmak.
"Ah" ve "Yo" diyebilmek,evet ve amin yerine.
Bir kere de olsa kötülükten heyecan duymak.
Geçen insanlardan dünyanın tüm kötü ruhlarını ve şeytanlarını alıp, onları dünyaya saçabilmek.
Yabani biri olmak.
Ya da en sonunda masanın altında, ayakkabılarını çıkarabilmeyi hissetmek.
Ya da parmaklarını oynatabilmek,yalın ayak, böyle.''
pekçok şeyi birbirine katıyorum,karıştırıyorum.her şey birbirinin içine geçmeye meyilli sanki.sadelik siliniyor,bir şeyler karıştıkça karışıyor.yine durgun,boğucu anlarımdan biri.
yabancılaşma,gereksizliğin farkındalık,mide bulantısı,boğuntu,sonsuzluk kadar uzun bir düşüş,sonu gelmeyen bir düşüş,saçları kızıl değil de simsiyah-kuzgun renginde-olan bir aptalın kendini anterrabae gibi hissetmesi işte.
aptal bir oluşum içindeyim,sürekli haldeki bulantı eşlik etmekte oluşumuma,yabancılığımın farkına varmama.nereye kadar gidebilirim ki ben.
gitmek,gidince,...
nereye gidince,hiçbir yere gidince ,hiçliğe gidince,var edene gidince,yok oluş için istekte bulunduğum var edene gidince,belki de kocaman bir boşluğa gidince...
belki de gitmem bir yere.yok olurum da yok olduğumun da bilincinde olmam hem.var olduğumu umursamadan,var oluş acımı unutsayarak yok olurum..
''sevmeyemek,hiç sevmemekten farklı olarak bir zamanlar sevmiş olduğun kişiden sevgini geri çekmek,sevmeyi sürdürememek.nefret,öfke vb. duygular barındırmaksızın ,sevginin sakince azalarak sönmesi durumunda kullanılır;eğer geri çekilen sevgi aşk da içermişse aşkmayamak denir.rusçada bir zamanlar sevilen ama artık sevilmeyen biri için duyulan hisse razbliuto denirmiş;yunancadan türetilmiş anagapesis de aynı anlama geliyor.''
sanki ben kıvrılıyorum da birileri,bir şeyler içimi oymakla meşgul.sürekli oyuyorlar içimi.ben bitmesini bekliyorum.kemiklerim kalıyor geriye.bu sefer de kemiklerimi çiziyorlar,ufalıyorlar.ben bitmesini bekliyorum, kemiklerim yok olunca.ama kemikler yok olduğu anda sağlam görünümlü vucudumun içinde bu çürümüşlükle tekrar buluyorum kendimi ve yine oymaya başlıyorlar.düşünemiyorum pek artık...
melodisini sevdim bu parçanın.sözlerini anlamaya çalışmadan,ne dediklerini umursamadan dinliyorum.melodisi hüzünlü.şu anki halimin aradığı şey ise zaten anlam değil,hüznüme yakın bir şeyler,tanıdıklık.....
geçen gün, düşünceler başka düşünceleri itti ,ardından kendimi sonsuzluğu ve tanrıyı düşünürken buldum.sadece birkaç saniye sürdü .evren,kocaman sonsuzluk kendi kendini yuttu ve bir şey kalmadı geriye.aptal insanlar,tanrı,zoraki var oluşum,diğer bütün önemsiz şeyler..hiçbir şey kalmamıştı geriye.belki de o birkaç saniyede ben de yok olmuştum da o andan ilerisi ya da gerisi sadece yanılsamadan ibaretti..sonra televizyondan gelen ses ya da annemin sesi ,bir şey, beni çekiştirdi oturduğum koltuğa yığılmış bedenime.yine saçma olduğunu düşündüm yaptıklarım,yapacaklarımın,ama buna rağmen bu saçmalığa rağmen hâlâ devam ettim var olmaya.pişmanlıktan ziyade yaşadığım için kendimde barındırdığım şey şaşkınlıktı biraz.
dersteyken doğal afetlerin günahlardan kaynaklandığını düşünen insanların söylediklerini dinlemek zorunda kalmıştım .bazıları ne diye diğerlerinden daha temiz,iyi ya da saf olduğunu düşünür ki..belki de inandıkları tanrının sevgili ,seçilmiş kulları olduklarını düşünmek rahatlatıyordur onları...
kıskanç bir insanım ben,çok hem de..benden nitelik yönünden üstün insanları görünce içimde oluşan kine engel olamam.hem o kişiden nefret ederim ,sahip olduğu özelliklerden dolayı hem başkasına karşı bu denli olumsuz hisler barındıran kendimden.hissettiklerim için kendimi suçlamayı bıraksam da sadece hissettiğim şeyi bütün yoğunluğuyla yaşasam keşke..
eskiden,küçükken dua ederdim,bir şeyler için,dua ettiğim varlığı,niteliğini düşünmeden dua ederdim..öyle büyük isteklerim yoktu.günah işlediysem günahlarımı affet,mutlu olayım tarzında,bazen de maddi istekler içerirdi dualarım.çocukken pek bir şeyleri düşündüğümü de söyleyemem.kabullenme özelliğim baskındı sanırım o zamanlar.derslerim iyiydi çünkü ezberlerdim,düşünmeden aklımda tutardım,sorgulamadan.kitap okumazdım,film izlemezdim,zaten o zamanlar bilgisayar da yoktu evimizde.filmleri ancak televizyondan izleme imkanım vardı..yine mutsuzdum,yine iletişimsizlik içindeydim diğerleriyle,yine çirkindim,yetersizlik içinde hissederdim kendimi ama bunların hiçbirinin farkında değildim.aptal,önemsiz ,yetersiz biri olduğumun farkında olmasaydım yine bu denli hüzünlü olur muydum acaba...artık tanrı diye adlandırılan varlığa dua etmiyorum.inanıyorum ya da inanmıyorum diyeyem şu an .sadece pek düşünmüyorum onun var oluşunu o kadar.
yaşadığımı hissetmediğim,aptal ,sıkıcı günlerden biriydi bugün de..
depresyon şarkılarımdan biri..
sanırım bütün hüznü,yokluğu,çaresizliği,yalnızlığı ,her şeyin boşuna olmasını en derin hissettiren parça bana.
gün boyu matt in fotoğraflarına baktım netten.matt i gördükçe yüzümde oluşan aptal sırıtma yukarıdaki gibiydi...
müzik grubu varmış,youtube dan grubuyla sahne aldığı birkaç kayıt buldum.
jonas ve matt in resimlerine bakınca şöyle durumlar oluşuyor...
tek yaptığım eve kapanmak.farklı olsaydım keşke diyorum,değilim , böyleyim .kendinden nefret eden aptal pasif bir insanım..
sunako nun durumuma uygun resimlerini yeterince kullandım sanırım..
matt in resimleri ....
bu resmini görünce yanına yatıp ,başımı omzuna koymak istedim ama olmuyor işte...
gözlük taktığı zamanlar daha bir tatlı oluyor :)
hâlâ bir şeyler isteyebilen halime şaşıyorum bazen.hoşlandığım birinin yanında olmak istiyorum misal.
geçen gün nette gezinirken bu dövmeyi gördüm.bunu yaptırmak istiyorum ileride.geçici dövme olur ilk etapta sanırım.dövme yaptırmayı hiç düşünmemiştim ama bunu görür görmez sevdim.
eskiden punk vari hareketli parçalar dinlerdim.
matt in taking back sunday coverını dinledim.sonra da orjinalini dinleyeyim dedim.biraz nostalji yapıyorum şimdi ,eskiden sıkça dinlediğim gruplarla.
matt gibi enerjik olmayı isterdim.hiçbir zaman böyle eğlenmedim bir yerde.pasif,sıkılgan,sıkıcı varlığımın farkına vardığım anlardan biri daha...
bu arada parçanın videosundaki fight club göndermesini yeni fark ettim.acaba önceden videosunu hiç izlemedim mi ,merak ettim şimdi.
hayatı çoğu zaman anlamsız bulmama rağmen ders çalışmam gerekiyor.türev,limit,trigonometri,ezberlenmesi gereken edebiyat bilgileri,bir buçuk iki dakika içinde çözülmesi gereken sorular..üniversite bir yenilik getirmiyor ki.çoğunluğu liseden yeni mezun ve üç ayda birdenbire yetişkin olmuş gibi davranan insanlar,kalabalık,toplu halde bulunma gereksinimi ,çabalama,sosyalleşme uğraşı,mekan değişikliği....
hep içe kapanık biriydim,insanlarla ilişki kuramayan.diğerleriyle aramdaki iletişim yorgun hissettirdi beni çokluk.eskiden diğerleriyle,sözgelimi sıra arkadaşım olsun bu kişi,konuşmazdım,söyleyeceklerimin saçma olduğunu düşünürdüm,susardım.artık daha çok suskun kalıyorum.
liseden mezun oldum.başka bir şehirde üniversiteye başladım.iki üç insanla konuşuyordum bazen.çoğunlukla yalnızdım ama.konuştuğum insanları ise yüzeysel,sıkıcı buluyordum.sanırım özgüven konusunda diplerde olmam biraz kibirli olmamı engellemiyor.üniversitenin sevdiğim tek yönü kütüphanesiydi.internetin olmadığı bir ortamda asosyal birinin sığınağı kütüphane oluyor.küçük bir şehirde yaşadığım için okumak istediğim kitaplar çoğunlukla okuyacağım kitaplar olarak kaldı.
sonuç üniversite yaşantım da berbattı,en azından ilk yılı.evi özlemiştim.ama genel anlamda değil.mekan olarak,yalnız kalabileceğim bir yere gereksinme duyma açısından özlemiştim.
mekansal anlamda yalnızlık arzusundayım sanırım,hâlâ.şimdi tekrar gireceğim sınava.üniversiteye gitmek istediğimden değil.sadece bir şeylerin devamlılığı için.ben durgunluktan yana olsam da bir şeyler değişiyor,beni de peşinde sürüklüyor.sabitlikte kalıp yok olmayı yeğlerdim oysa.hayat boktan ve devam ediyor.ben eski evlerden birine çekilip orada yaşamımı sürdürmek isterdim oysa.kitap okuyayım,film, dizi izleyeyim,müzik dinleyeyim,bu kadar zayıf bir kişiliğe sahip olmayayım isterdim.bunlardan bıkınca da göçebe misali dolaşmak isterdim bir yerlerde.olmuyor işte.
kibirli,özgüven eksikliği içindeki,çirkin,asosyal,sosyalfobik,anksiyete mağduru bir aptalım.yaşamayı hiç beceremiyorum.birkaç denemem oldu normal insanlar gibi hissetmek için kendimi ama onlar gibi değilim işte.
içinde barınmak isteyeceğim evlerden... birinci resimdeki ev ilk tercihim ..
bu ağacın altında yatıp uyumak,kitap okumak..
bazen unutkanlığıma lanet ediyorum.
metis in cep defteri ile ajandasını almıştım.ben içine bir şey yazmadığım zaman daha güzel duruyorlar.kullanmaya kıyamadım.eşya bağımlısıyım.
birkaç parça...
charlotte un solgun,kırılgan,narin havasını seviyorum .bunu da belirtmeli.
''-yirmi yaşında olmak budalalık gibi geliyor bana ,dedi.yirmi yaşında olmaya hiç hazır değilim,biliyor musun?bana çok garip geliyor.sanki arkamdan itip beni ilerlemeye zorluyorlar.
-benim önümde daha yedi ay var,rahat rahat hazırlanabilirim ,diye karşılık verdim gülerek.
-henüz on dokuz yaşında olduğun için şanslısın ,dedi bana,imrenmiş gibi.''